Milletvekili Dokunulmazlıkları

07 Şubat 2008 | Yazan: Sadun

22 Temmuz 2007 seçimlerini geride bıraktık ve TBMM’nin 23. yasama dönemi geçen Cumartesi günü milletvekillerinin yeminleriyle başlamış oldu. Seçim sonuçlarına göre meclisteki sandalye sayıları şöyle oluştu: AKP: 346, CHP: 99, MHP: 57, DSP: 13, DTP: 22, Bağımsız: 13. Bu tabloya bakılacak olursa, AKP’nin meclisteki çoğunluğuyla istediği her şeyi kolaylıkla yapabileceği söylenebilir. Ancak kazın ayağı pek de öyle görünmüyor…
Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda AKP’nin Kasım 2002 seçimlerinden önceki vaatleriyle, CHP’nin Temmuz 2007 seçimlerinden hemen önceki vaatleri yüzde yüz örtüşmektedir. AKP, o ya da bu sebepten ötürü, iktidarda olduğu dört buçuk sene boyunca milletvekili dokunulmazlıkları konusunda herhangi bir girişimde bulunmadı. Ancak ana muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni yasama döneminde konunun takipçisi olacağına inanıyorum.

Hukukun üstünlüğünün savunulduğu demokrasilerde, milletvekillerine yasalarca dokunulmazlık zırhı kazandırılması, kamu vicdanını yaralayan son derece önemli bir konudur. Bakınız, bu akşamki (5 Ağustos 2007) bültenlere konu olan bir haber var: AKP’li bir milletvekilinin karıştığı ölümlü bir trafik kazası meydana geliyor. Milletvekili karakola başvurarak ifade veriyor ve olayı bizzat kendisi üstleniyor. Oysa çevredeki görgü tanıklarının ifadesinde, aracı milletvekilinin değil, oğlunun kullandığından söz ediliyor. Oğlu ya da milletvekilinin bizzat kendisi… Aslında değişmeyen gerçek, dokunulmazlık zırhının kullanılarak hukukun ihlal edilmiş olmasıdır. Üstüne üstlük bu dokunulmazlık zırhından sadece milletvekilleri değil, yakınları da yararlanmakdır.

Bir diğer örnek de, bağımsız milletvekili seçilen DTP’li Sabahat Türker’in hapishaneden çıkarılıp doğrudan doğruya soluğu TBMM’de alması ve her anlamda dokunulmazlık elde etmesidir. YSK’nin bu konudaki yaklaşımı da çok ilginç: Söz konusu şahsın milletvekili seçilmiş olması nedeniyle kaçmasının mümkün görünmediği, bu nedenle de hapis cezasını tamamlamaksızın kendisine milletvekilliği hakkının tanınabileceğini ve buna yasal olarak bir engel bulunmadığını savunuyor YSK. Diğer bir ifade ile, seçilen vekilin suçluluk durumu tescil edilmiş olsa bile, bu durum milletvekili olmasını engellemiyor. Bu, dünyanın hangi ülkesinde duyulmuş bir olaydır? Bu nasıl bir komedidir?

Devlet yönetiminde söz sahibi olanların hukuka ve yasalara gösterdiği saygı, toplumsal düzenin en büyük teminatıdır. Milletvekillerinin sahip olduğu dokunulmazlıkların, hukukun ve yasaların üstünlüğünü hiçe saydığı şüphesizdir. Seçilen bir milletvekili, tabiidir ki fikir ve görüşlerini her platformda konuşabilmeli, tartışmaya açabilmelidir. Bunu yaparken de “kürsü dokunulmazlığı” şeklinde de nitelendirilebilecek belli bir dokunulmazlık hakkının olması, bu fikir ve görüşlerin hedef kitleye ulaşması açısından demokrasinin bir gereği, hatta olmazsa olmazıdır.

Sade bir vatandaş iş arıyor ve şanslı ise vasıflarına uygun bir iş buluyor. Ancak irtibatta olduğu işyeri, çalışmaya başlamadan önce kendisinden bir savcılık kâğıdı istemiyor mu? Eğer ticari kuruluşlar bile çalıştıracağı elemanın öncelikle kanunlar nezdinde “temiz” statüsünde olması şartını arıyorsa, milleti temsil etmek üzere seçilenlerde bu şart neden aranmamaktadır?

TBMM’nin 23. yasama döneminde, bu konuda çok net düzenlemelere gidilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Eğer bu yönde gerekli düzenlemeler yapılmazsa, mahkemelerdeki dava sayılarının artacağını tahmin etmek çok da zor değildir… Millet ile milletin seçtiği vekiller, yasalar önünde eşit haklara sahip olmalıdırlar. Aksi takdirde, halk için ayrı, halkı temsil edenler için ayrı yasal düzenlemelerin bulunduğu bir ülkede ulusal bütünlükten de söz etmek mümkün olmaz.

Milletvekili dokunulmazlıkları, sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bir hukuk devletinde yasalar herkes içindir. İster cumhurbaşkanı olsun, ister başbakan ya da milletvekili, sonuçta hepsi bu ülkenin birer vatandaşıdır. Her kim olursa olsun, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne, laikliğe, Atatürk ilke ve devrimlerine aykırı davranışlar içindeyse; anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri üzerinde açık ya da gizli birtakım art niyetleri söz konusu ise, hukuk ve yargı yolunun kendisine açık olması gerekmektedir.

Bu yanlış, en kısa zamanda düzeltilmelidir.

Saygılarımla

Sadun Okyaltırık

Kategori: Türkiye

Yorum Gönder

Not: Yorumunuz site yöneticileri tarafından uygun görüldüğü takdirde yayımlanacaktır.

Hakkımızda

Bizler Atatürkçü ve vatansever bir grup olarak yeni bir sivil toplum hareketi yaratma çabası içindeyiz. Grubumuzu “Tam bağımsız ve laik bir cumhuriyet için mücadele eden gönüllülerin oluşturduğu fikir paylaşım grubu” olarak tanımlıyoruz.Çağdaş, aydın, laik ve Atatürkçü birer Türk insanı olarak ülkemizin size, her zamankinden daha çok ihtiyacı bulunmaktadır. Oluşumumuzda yer alarak yeni bir heyecanla teşekkül eden ve her gün büyümekte olan bu GÖNÜLLÜ HALK HAREKETİNE destek veriniz.

cumhuriyeticin.com